Kuşadası’nın Aydın’a bağlı olduğunu biliyor muydunuz? Ancak İzmir’e yakınlığı sebebiyle çoğu kişi tarafından İzmir’e bağlı sanılmaktadır. Kuşadası, Ortaçağ’da korsanlarca kullanılıyordu ve bir limandı. Dilek Yarım Adası’nda bulunan Kuşadası Milli Parkı 1966’da kurulmuştur. Başka başka suyollarının birleştiği noktaların olduğu milli parkta, tuzlu ve tatlı sular birbirine karışarak çeşitliliği arttırmıştır. 209 farklı kuş türü bulunmaktadır. Aslında burayı özel kılan en önemli şey endemik türlerdir. Endemik, yani diğer hiçbir yerde bulunmayan bu türler bölgenin biyolojik çeşitliliğinin önemini arttırmaktadır.

 

 

 

Kuşadası’na gidiyorsanız Güvercinada Kalesi’ni zaten duymuşsunuzdur ve rotanızı oraya çevirmişsinizdir. Kale, Mora isyanından korunmak için yapılmıştır. Barbaros Hayrettin Paşa tarafından bu stratejik noktaya yapılan kale, karaya yol ile bağlıdır. Giriş için herhangi bir ücret alınmamaktadır.

 

 

 

 

 

 

Ülkemizin her yeri bir tarihe tanıklık ediyor. Kuşadası da deniz ve orman turizminin dışında tarihi güzelliklere de sahip. Panionion, Aydın kıyı şeridinde, Güzelçamlı sınırları içindedir. Eğer Kuşadası’na gittiyseniz, buraya da mutlaka uğramalısınız. Antik çağda, İyonlarca, festival ve tapınak mekânı olarak kullanılmıştır. Geçmişi ise M.Ö. 8. yüzyıla dayanmaktadır. Bu tapınak aynı zamanda politik meselelerin konuşulduğu bir yerdir. Yani eski bir meclistir. Buraya ulaşmak için Güzelçamlı minibüslerine binmeniz yeterli olacaktır.

 

 

 

Kuşadası’na gelmişken denize girmemek elbette olmaz. Dillere destan Kadınlar Plajı’na uğramamaksa hiç olmaz. Adının Kadınlar Plajı olmasının sebebi, Osmanlı Dönemi’nde sadece kadınlara açık olmasıdır. Günümüzde ise, hem erkekler hem de kadınlar tarafından kullanılmaktadır. Plaj temiz ve berraktır. Dönemine ve gününe göre bazen kalabalık olabilmektedir. Plaj içindeki kafeteryalardan ihtiyaçlar karşılanabilir. Dahası bu yer, halk plajı olduğu için ücretsizdir de. Hem tarihi olması hem de diğer pek çok açıdan Kadınlar Plajı, Kuşadası’nın simge noktalarından biri olarak sayılmaktadır.

Kuşadası’nda gitmenizi önerebileceğimiz yerlerden biri de Zeus Mağarası. Hatta denebilir ki Kuşadası’na gidip Zeus Mağarası’na uğramamak olmaz. Mutlaka deneyimlenmesi gereken saklı bir cennet… Bu saklı cenneti Kuşadası Milli Parkı’nda bulabilirsiniz. Mağaranın bu adı almasının sebebi bir efsane. Tanrıların tanrısı Zeus, bir gün deniz tanrısı Posedion’u kızdırır ve bu mağaraya saklanır.  Ayrıca suyun yaz kış 5 derece olma gibi bir özelliği var.

Kuşadası İzmir’e yakınlığı ile mutlaka ziyaret edilmesi gereken bir yer olduğunu kanıtlıyor. Her köşesinde bir tarihin ve doğal güzelliğin yattığı Kuşadası, bozulmayan dokusu ile Ege’nin incilerinden olmaya devam edecek.

 

Sık sık Ramazan ruhunu kaybettiğimize dair konuşmalar duyarız. Arkadaş sohbetlerinde ya da aile meclislerinde, özellikle eski bayramları yaşayanlar bundan hep bahseder. Peki, gerçekten böyle mi? Yoksa Ramazan ruhu başkalaştı ve güncele mi uydu?

İşte Ramazan’ı Ramazan yapan kendisi küçük, etkisi büyük ayrıntılar.

Pide, Pide Kokusu ve Pide Kuyruğu: E, bunlar olmadan Ramazan olur mu? Hele o pide için mutlaka, iftara yakın bir zamanda sıraya girilir. Uzunca bir kuyruk oluşur. Herkesin tek derdi, iftar için o sıcacık pideleri alıp evine götürmektir. Kokusu burnunuza geldi değil mi? İşte Ramazan ruhu.

Güllaç: Herkesin kendine sorduğu tek soru. “Neden güllaç sadece Ramazan’da çıkar?” Bazı tatların özel kalması gerekir. Belirli anlarla özdeşleşmesi ve o zamanları hatırlatması gerekir. Bu yüzden yılın diğer zamanlarında güllaç yemeye kalkmayın. Aynı tadı alamayacaksınız zaten.

Davul: Sızlanıp, şikayet ediyormuş gibi görünenler olsa da davulsuz Ramazan olmaz. Kulağınız gecenin içinden gelen o sesi arar, oruç tutmasanız bile bu kültürel dokuyu ararsınız. Kendinizi, ülkenin geri kalanıyla birlik ve beraberlik için hissetmenin yoludur davul. Tek tek apartmanın ışıklarını saymak ve sahur sofrasında diğer günün akşamına hazırlanmak bambaşkadır.

İftar Çadırı: Belki de içlerinde en güzeli iftar çadırı. Açların doyduğu, kimsesizlerin sıcak bir çorba içtiği yerdir iftar çadırı. Sadece kimsesizler değil, halk da burada iftarını açar.

Sakız çiğnemek orucu bozar mı hocam: Bunu saymasak olmazdı. Her Ramazan’da mutlaka sorulan sorular vardır. Sakız çiğnemek orucu bozar mı, dişimi fırçaladım orucum bozulur mu hocam? Bu sorular olmadan geçen Ramazan neredeyse yoktur. Siz siz olun, bu tarz soruların cevaplarını güvenli kaynaklardan arayın.

Hurma: Peygamber efendimiz, orucunu hurma ile açarmış. Belki de bizim de orucumuzu böyle açmamız, ona olan sevgimizin bir yansımasıdır.

Kadir Gecesi: Ramazan deyince, akla ilk geleceklerden biri de Kadir Gecesi. Bin geceden daha hayırlı olan Kadir Gecesi dua etmek ve hep beraber herkes için güzellikler dilemek Ramazan’ın bir parçası.

Harçlık: Çocuklar için de, yetişkinler için de Ramazan’ın en özel anlarından biri. Çocukları mutlu etmekten daha güzel bir şey var mı? Bayramların en güzel yanı, çocukların ve yoksulların sevindirilmesi.

Aslında Ramazan’a ait daha pek çok fenomen var. Tek tek saymak imkansız, ancak bizim aklımıza gelenler bunlar? Sizin için neler var? Sosyal medyada bizimle paylaşın.

Müzeler haftasına girdik. Dünyanın pek çok yerinden müze fotoğrafları sosyal medyada dolaşıyor. Biz de kullanıcılar olarak, hayran hayran izliyoruz. Oysa ülkemizin dört bir yanında, eşi benzeri olmayan parçaları içeren müzeler var. Mesela uzak bir örnek olarak, Tokat’a gittiğinizde, sadece orada görebileceğiniz antik nesneler var. Belki de ülkemizin her köşesinden tarih fışkırdığı için, bize artık çok doğal geliyor. Oysa binlerce yıllık geçmişi de, yüzlerce yıllık geçmişi de içimizde saklıyoruz.

İzmir bir müze cenneti ve burada gördüklerinizi başka yerde görmeniz mümkün değil. Otelimizi ziyaret ettiyseniz, bu müzelere uğramayı asla unutmayın. Hele ki Müzeler Haftası’nda!

İzmir Arkeoloji Müzesi

İzmir ili ve çevresindeki buluntuların sergilendiği müze, 1984’ten beri Konak’ta. Bu müzede sergilenen eserler, Smyrna, Efes, Milet, Teos, Bergama, Klazomenai ve İasos gibi Ege Bölgesi kazılarında bulunmuştur. İçinde çok ilginç parçalar da vardır. Sağlık Tanrısı, Hygieia’nın büstü ve koşan atlet gibi… Eğer vaktiniz varsa, en azından 1 saatinizi ayırın. Çünkü her müze gezisi, tarihe en özel tanıklık anlarıdır.

Efes Müzesi

Çoğunluğu Efes kazılarından getirilen buluntular, Türkiye’nin en önemli yerel müzelerindendir. Artemis heykelleri görülmeye değer. Dahası tarihsel anlamda katmanlı bir yapıya sahiptir. Miken, Arkaik, Klasik, Hellenistik, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı devirlerine sahip önemli müzelerdendir. Adımınızı attığınızda, kaç kültüre göz atacaksınız bilinmez.

Ege Üniversitesi Etnoğrafya Müzesi

E, İzmir’e gelinir de Etnoğrafya Müzesi gezilmez mi?

Anadolu ve Balkanlardan halk çalgıları, halk oyunları, geleneksel giyim… Bunlar ne işime yarayacak diyenler için not düşelim. Her bir desenin Orta Asya’ya dek uzandığı bir sergiden bahsediyoruz. Üstelik giyim, kuşam ve müzik aletleri gibi nesnelerin değişimini takip etmek muazzam bir deneyim.

İzmir Resim ve Heykel Müzesi

İkisi Konak binasında, biri Kültür Park binasında olmak üzere, toplam üç adet sanat galerisi vardır. Sanatseverler için bire bir, bin derde çare. 512 eserin içinde çeşitli dönemlerden sanatçılar bulunmaktadır.

Meryem Ana Evi

En maceralısını sona sakladık. Hem biraz yürüyüş, hem temiz hava ve gerçek bir tarih… Burası Hristiyanlar için hac yeridir. Meryem Ana’nın Yuhanna ile kaldığı yer olduğuna inanılır. Efes Antik Kenti’nin üst kapısından geçilerek ulaşılır. (Buraya gelmişken Efes’i gezmeden gitmezsiniz sanırım.) Aynı yerde dilek dilemek için ayrılan kısma dileklerini yazabilirsiniz.

Müzeler haftası bitmeden, önerdiğimiz müzelere gitmenizi öneririz. Kültür her zaman, herkes için. Özellikle müzeler haftasında, sizin için…

Gastronomiye ve Annelere Bir Bakış

Anne ve mutfak arasındaki ilişki, bütün kültürlerde açıktır. Elimizdeki bütün geleneksel tariflerin yaratıcıları annelerdir. Az malzeme ile bambaşka şeyler yaratmayı da yine onlar bilirler.

Bir restoran bilir ki kullanılan tariflere, mutlaka geçmişte bir annenin eli değmiştir. Camia Restoran olarak anneliğin değerini belki bu yüzden çok daha iyi biliyoruz. Varlığımızı onlara borçluyuz.

Peki, annelerin mutfak macerası nasıl başladı? Nasıl oldu da benzer malzemelerden birbirinden farklı muhteşem şeyler yaptılar?

İnsanlığın ilk dönemlerinde avlanan erkeğe karşılık, otları tanıyan ve tarıma doğru insanlığı yönlendiren anneler büyük bir dönüşümü başlattılar. Ateşte pişirme, suda kaynatma ve daha nice yöntem yine aynı ellerden çıktı. Binlerce yıl geçtikten sonra farklı kültürler kendi yeme alışkanlıklarını anneler ile oluşturdu.

Türk kültürü de mutfağını böyle oluşturdu. Orta Asya mutfağı, biz Türkiye Türkleri ile beraber göç etti. Anneler başka annelerle tanıştıkça yeni yeni melez tarifler ortaya çıktı.

Yani bakarsak anneler, sadece bizim küçük hayatlarımızda değil, koca bir dünya tarihinde dönüşüm yarattılar. Bizim hayatlarımızı güzelleştirirken, karşılıksız olarak bize emek verirken, yine karşılık istemeden bugünün medeniyetine hizmet ettiler.

Yemek kültürü, insanlar arasındaki ilişkiyi en fazla geliştiren öğelerdendir. Birbirine düşmanlık besleyen iki halkın bile mutfaklarının birbirine benzemesi sık karşılaşılan bir şeydir. Yemek birleşmedir. Yemek bir dönemin barışıdır. Barıştığımızın kanıtıdır. Tüm bu süreç işte, annelerin elinden geçer.

Sadece tarifler değil, yeni pişirme yöntemleri de annelerin eseridir. Günümüzün erkek aşçıları alınmasınlar. Topladığımız ne kadar tarif ve yöntem varsa, annelerin çocuklarına ve eşlerine hediyeleridir.

Camia Restoran olarak bunun farkındayız. Anneler Günü’ne yaklaştığımız şu günlerde, size sunduğumuz her menünün annelerden bize armağan olduğunu biliyoruz. Tencere yemeklerinde bildiğimiz ne kadar sır varsa, hepsi “annelik” sırrı. Aynı tadı vermek için, biz de sevgimizi katıyoruz. Yine de sizinki gibi olması mümkün değil elbette.

Bize hayatı verdiniz ve koca bir kültür emanet ettiniz. Bunu devam ettirmek gururumuz.

Bütün annelerin Anneler Günü kutlu olsun.

İzmir denince akla pek çok şey gelir. Tarihinden, deniz turizmine dek, her köşesinde yaşanacak bir şey bulacağınız bu şehrin kılcal damarlarını keşfetmekse bambaşka bir keyiftir.

Gelin İzmir gezinizden siz de boş dönmeyin. Otelinize yerleştiğiniz gibi şimdi önereceğimiz saklı cennetlerden en azından birine doğru yol alın. Hazır mısınız?

Artık Pek de Saklı Olmasa da: Şirince

Maya takviminin bittiği gün olarak anılan 21 Aralık 2012’yi hatırlarsınız. Bu dönemde ilginç bir iddia dolanmıştı. Şirince‘nin bu kıyametten sağ çıkılacak tek yer olacağı düşünülüyordu. Kıyamet kopmadı ama Şirince ünüyle kaldı. Meyveli şarapları, kendine özgü yapıdaki evleri ve restorasyon çalışması süren 2 kilisesi ile Şirince hala İzmir’in en gözde köylerinden.

Osmanlı Sivil Mimarisi ile Birgi

Beylikler döneminde Aydınoğulları’na başkentlik yapan Birgi, Ödemiş ilçesine 10 km uzaklıkta. En önemli simgelerinden biri ise Aydınoğlu Mehmet Bey Camii. Mimari ile ilgilenen herkes için Birgi, tam anlamıyla saklı bir cennet.

Şeker Gibi Bir Girişimcilik Örneği Barbaros Köyü

İzmir’in gözlerden uzak bir köyü… Ama herkesi kendine çekiyor. Konuklarından tek ricaları köyün dokusunu bozmamaları. “Çat kapı evleri”ne dilediğiniz zaman, çat kapı girebilirsiniz.

Türkiye’nin İlk Slow Food Köyü Germiyan Köyü

100-150 yıllık eşyaların süslediği evler önce sizi karşılıyor. Sonra meşhur ekşi mayalı ekmekleri ve kopanisti peynirlerini tadıyorsunuz. Fast food kültürüne karşı olarak, sağlıklı beslenmeye alternatif bu saklı cennetle aynı anda bir zaman makinesine binmiş gibi 100 yıllık gelenekleri gözlemleyebileceksiniz.

Bademler Köyü

İlimin, irfanın, sanatın, sporun yeşerdiği bir saklı cennet. Bu köyün kendi müzesi, kendi tiyatrosu var. Türkiye’nin en temiz köyü seçildi ve bir de matematik çiftliği var. Her yıl mayısın ilk haftasında tiyatro festivalleri var. Çöplerini ayrıştırarak doğayla buluşturuyorlar. Özetle bu köyü yılın bu zamanı görmeden geçip gitmek hiç de mantıklı olmaz.

Terk Edilmiş Lubbey Köy

O kadar fazla göç vermiş ki, artık köyde neredeyse kimse kalmamış. Sadece birkaç inatçı insan geçimini hayvancılıkla sağlamaya çalışıyor. Köye ilgiyi özellikle fotoğrafçılar gösteriyor. Siz de ürkmeyeceğinizi düşünüyorsanız fotoğraf makinenizi alın ve bu sessiz köyü ziyaret edin.

İzmir’i sevmeniz için her köşesinde bir sebep vardır.

Camia Restoran ve Gastronomi Okumak

Bahar yarıyılının sonlanmasına yakın, gençlerin karşılaştığı en büyük problem; “Ne okuyacağım?”. Buna bir alternatifimiz var! Gastronomi!

İşte Gastronomi okumayı düşünenler için bir rehber!

Zor bir yol sizi bekliyor!

Konudan çok uzaksanız ve bu bölümde tuzun ayarını yapmayı öğreneceğinizi sanıyorsanız yanılıyorsunuz! Bu bölümde fizik var, bu bölümde kimya var, bu bölümde biyoloji var, bu bölümde matematik var ve bu bölümde sanat var. Her şeyin harmanlandığı, sos olarak da sosyal bilimlerin katıldığı bir bölüme gireceksiniz.

Asla modası geçmeyecek, çünkü herkes yemek yer.

Yemek yemek yaşamsal ihtiyaç. İhtiyaç piramidinde tabanda, yani herkesin mutlaka yapmak zorunda olduğu şeylerden. İnsan nüfusu artıyor. Yemek endüstrisi büyüyor. Dünyanın yarısını yok edecek bir zombi saldırısı olmadıkça da bu böyle devam edecek.

“Bu sabah derse gitmesem.” asla demeyeceksin.

Pek çok insan severek bir bölüme gitmeyi tercih etse de mutlaka sabahları derse gitmekten yakınır. Bu bölümde böyle bir şeye yer yok! Çünkü her ders bir macera, öğrendiğin her şey şaşkınlık verici. Dünyayı ele geçirmeyi planlayan kimyager edasıyla, her gün başka bir yol-yöntem keşfedeceksin.

Yumurta kıramayanlara inat…

Yaşıtların yumurta kıramazken, sen hayatı benmari usulü kaynatacaksın. Üstelik hoşlandığın insana “Akşam bana yemeğe gelsene :)” derken arkanda koca bir birikim olacak.

Üretmek hayat verir.

İnsan ürettikçe iyileşir. Kendini iyi hisseder. Elinde fırça, bütün duygularını dışa vuran ressamdan farkımız yok aslında. Yemeğin her evresi bir yaratıcılık ürünü. Kendini iyi hissetmek istiyorsan, doğru yerdesin.

Orada sana benzeyen insanları bulacaksın.

Gastronomiyi seçmek, diğer insanlardan farkı bir hayatı seçmektir. Biraz risktir de… Çalışmaktan ve üretmekten haz aldığın bir dünyaya atılacaksın. Hayatı aslında her zaman bir savaş alanı olarak alacaksın. Güçlü de olacaksın. Güçlü olmaya hazır mısın? Hayatı senin gibi görenlerle tanışmaya hazır mısın?

Seçmeli dersleri bir başka…

Seçmeli ders olarak Yeşil Restorancılık seçip, çevre ve doğa aktivisti olabileceğin yerdir gastronomi. Ya da istersen pastacılıkla ilgili bir seçmeli ders seçerek her dönem kendine başka başka şeyler katabilirsin.

Senin ödevin bile yenir.

Böyle bir şey var tabii. Burada tadılmayan şey yok. Yaptığın ödev bile yenir. Kağıt kalem de önemli elbette ama asıl o bıçağı nasıl tutuyorsun ondan haber ver.

Uzun ince bir yolda, yemek için gündüz gece…

Bir tütsülenmiş tuz için kat ettiğin yollar olacak, bir baharat için ilginç insanlarla iletişim kuracaksın. Misal keşin en güzelini bulmak için Bolulu kanallar aramaya çıkacaksın. Belki Göynük’e gideceksin hatta. Fena mı, Göynük’ü göreceksin.

Ve son olarak…

Bu bölüme zaten ilgin varsa gidersin, ama ilgin de varsa sakın bir an düşünme sevgili aday. Çünkü tutkuyla yaptığın bir meslekten daha güzel hiçbir şey yoktur.

Tatil dönemleri çocuklarımızın pek çok şey öğrendiği bir dönem. Bu dönemlerin bizim için de çocuğumuz için keyif geçmesi, aksaklıkların olmaması ile en büyük ödül. “Çocuklu tatil” kulağa korkutucu gelse de çocuklarla yapılan tatiller için bazı önerilerimiz var. Oluşabilecek aksaklıkları önlemeniz aslında mümkün.

Başlayalım mı?

Gideceğiniz tatil yerinin hem size hem de çocuğunuza uygun olması

Kamplar güzeldir, ama çocuğunuz için ne kadar uygun? Bazı çocuklar macerayı severken bazıları şartların bu kadar hızlıca değişmesinden hoşlanmaz. Çocuğunuzu ve kendinizi iyice tanıyarak ne tarz bir tatil yapacağınızı düşünün. Bunu seçtikten sonra kalacağınız yerin şartlarını inceleyebilirsiniz.

Kalacağınız yerin çocuk dostu olması

Her mekan pek çocuk dostu değildir. Bunu dikkate almalı ve internetteki yorumları iyice okumalı. Bu konuda size doğru bilgiyi sadece orası verebilir. Çocuklarınız için farklı hizmetler var mı bunları inceleyin.

Neyin Götürüleceğinin İyi Hesaplanması

Çocuklarla yapılan tatilde yanınızda götüreceğiniz şeyleri iyi hesaplamanız gerekir. Bunun yanında fazla eşya da zorluk çıkarır. Bu yüzden bazı önerilerimiz var.

Yanınıza, abartmadan, yedek kıyafetler mutlaka alın. Çocuklarınızın yolculuk boyunca giyecekleri kıyafetleri ayrı olmalı. Hafif ve rahat kıyafetler tercih etmelisiniz. Üstlerini değiştirmek zorunda kalacağınız durumlarda yedekler gününüzü kurtaracaktır.

Oyuncakları unutmayın. Yolculuk sırasında sıkılabileceklerini göz önüne alın. Üstelik sıkılmasalar bile çocuklar için oyuncaklar vazgeçilmezdir.

Bol suyu nereye giderseniz gidin eksik etmeyin. Bu öneriye kulak asarsanız asla pişman olmayacaksınız. 🙂

Çocuğunuzun sürekli kullandığı ilaçlar varsa bunları da ihmal etmeyin. Basit yaralanmalara karşı ilaçları da eksik etmeyin.

Daha pek çok eşya sayılabilir. Bunlar için çok yararlı liste siteleri var.

Yolun ve ulaşım araçlarının durumu

Çocuğunuzla tatile çıkıyorsanız ulaşım araçlarını da göz önüne almalısınız. Hatta yolun durumunu da… Çok uzak yolculuklar çocuklar için olumlu sonuç vermez. Gidiş ve dönüşünüzü çocuklarınıza göre hesap etmelisiniz.

Çocuğunuza ne katacak?

Belki de sormanız gereken ilk soru bu. Kendi dinlenmeniz de önemli ama gideceğiniz yerin çocuğunuza ne katacağı daha önemli. Her sene denize gidiyorsanız bu sene orman ve göl gezisi yapın mesela. Ya da hiç agora görmemişse agoralara götürün. Tarihi eserlerle tanıştırın. Bilim fuarlarını takip edin. Özet her tatilin çocuğunuza bir şeyler kazandırmasına mutlaka izin verin.

 

Unutmayın her yolculuk çocuğunuz için çok büyük bir maceradır.

Hepimiz, her şeyi artık çok iyi bildiğimizi düşünüyoruz. Diyetisyene gitmeye ne gerek var mesela? Her şeyi biliyorsunuz zaten. Bir sürü liste ve ezberlediğimiz yanlışlar…

Her türlü diyeti deniyor ancak yine de kilo veremiyorsunuz. Sporu da eklediniz ama çözüm bulamıyorsunuz. Metabolizmanız mı yavaş, bir yerde hata mı yapıyorsunuz? Aynı soruları sormaktan hepimiz yorulduk.

Restorancılık, bunları bilmeyi gerektiriyor biraz da. En karmaşık menüde bile, sağlığı gözetmek ve sağlığı düşünmek. Şu ünlü sözde dediği gibi. “Ne yersek oyuz.”

Öyleyse yaptığınız diyet hatalarını sıralamaya başlayalım.

Sabah Kahvaltısını Atlıyorsunuz

Uyku metabolizmanın yavaşladığı bir evredir. Dolayısıyla, her sabah onu uyandırmanız gerekir. Bunun yolu da kahvaltı yapmanızdan geçiyor. Kahvaltıyı geçiştirmek her zaman hiçbir şey yememekle olmaz. Sadece poğaça ile sabahı geçiştirmek de kahvaltıyı atlıyor oluşunuza dâhil.

İşlenmiş Karbonhidratlar

Bütün karbonhidratları bir sanmayın. Vücudumuzun mutlaka karbonhidrata ihtiyacı var ancak sağlıklı karbonhidratlara… Vücudunuza sağlıklı karbonhidratları depolayın. Lif, vitamin ve minerallerce zengin olanları tercih edin. Böylece daha az  açlık hissedersiniz.

Şeker

Bu konuda hepimiz hemfikiriz sanırım. Alışkanlıklarımızdan vazgeçmek zor, ama şöyle düşünün. Her zaman yediğiniz tatlıların da bir anlamı yok artık. Oysa arada sırada yenecek bir tiramisunun tadı bambaşka olacaktır.

Çok Az Yemek Yemek

Kilo vermek için çok az yemek yemek sık karşılaşılan bir yanlış. Oysa az yemek yemek, vücuda kıtlık uyarısı verecektir. Bu da vücudun kendini kilo vermek konusunda korumaya alacağı anlamına gelir.

Protein ve Demir İhtiyacının Karşılanmaması

Vücudumuzun proteine ihtiyacı var. Düzenli alınan demir yağ yakımına yardımcı olur. Protein ise kas gelişiminiz için elzemdir. Bu iki ana öğe, vücudumuzun taşıyıcılarıdır. Özellikle spor yapanların mutlaka ama mutlaka her öğün protein almaları gerekir.

Alkol

Alkol ciddi şeker içerir ve çok yüksek kaloriye sahiptir.  Yağ yakma hızını ve metabolizmayı yavaşlatır. Ben zaten diyet yapıyorum, alkol içebilirim diye düşünüyorsanız yanılıyorsunuz.

Uyku

Yememize içmemize ve sporumuza dikkat etmemiz gerektiğini düşünürüz de, uykuyu atlarız. Oysa antik çağlarda uykunun değeri biliniyordu. Güzellik uykusu sözünün geldiği yer de burası zaten. Uykunuza mutlaka dikkat edin. Bırakın vücudunuzda tokluk hormonu salgılansın.

Fast Food

Fast food’dan uzak durun demiyoruz. Hayatın akışı içinde bazen buna yönelebilir, “sosyal yiyici” olabilirsiniz. Ancak öğle yemeklerinde, ev yemeklerini tercih etmeye özen gösterin. Türk mutfağı sağlık açısından son derece zengin donelere sahiptir. Özellikle tencere yemekleri pişiriliş şekilleriyle ve sebze-et dengesiyle sağlık doludur.

Artık yaza hazır mısınız?

Bildiğiniz gibi Ege, antik medeniyetlerin beşiği, İzmir ise antik Ege medeniyetlerinin merkezi. Bu sebeplerle İzmir’in her yerinde olduğu gibi Gaziemir’de de bu antik medeniyetlerden izler saklı.

Bakla Tepe Höyüğü Menderes ilçesine bağlı Bulgurca Köyü’nün kuzey kenarında yer alıyor. Açığa çıkarılmış en eski kalıntılar Geç Kalkolitik Çağ’a (M.Ö. 3500-3000) ait. Dönem içerisinde ızgara planlı evler, tek sıra taş temel üzerine, ağaç dalları ve çamur sıva kullanılarak inşa edilmiş. Evlerin aralarında sokaklar yer alıyor.

Bakla tarımı yapıldığı için Bakla Tepe adı verilen Höyük 250 metre çapında ve 20 metre yüksekliğinde doğal bir yükseltiden ibaret. Tepenin üst kısmında 70 metre çapında bir düzlük bulunmakta.

 1990’larda kazılmaya başlanan höyükte toplan 4 farklı dönemde yerleşim olduğuna dair kanıtlara rastlanmıştır Kalkolitik çağın ardından Erken Tunç çağında da farklı yerleşimlere rastlanmıştır höyükte. Höyükteki Erken Tunç çağı yerleşimlerde taşın ve çalının yanı sıra kerpiç kullanıldığı da görülmüştür. Erken Tunç Çağı’nın her iki yanında da yerleşim görülen Bakla tepe Höyüğü’nün tarımsal bir yerleşim olduğu görülmekte. Bu bağlamda özellikle artık tarım ürününün depolandığı silolar höyükte göze çarpıyor.

 Tarım toplumu olmalarının yanı sıra höyükte aynı zamanda hayvancılık ve madencilik de yapıldığı sanılmakta. Kazılarda bulunan potalar özellikle bakır metalurjisine işaret etmekte. Bakla Tepe Höyüğü Anadolu ile Yunanistan arasındaki Kültür transferindeki duraklardan birisi olarak da sayılabilir. Yapılan kazılarda kaplumbağa kültüne rastlanması da ilginç buluntulardan birisi sayılmalı. Orta Anadolu’dan Suriye’ye kadar olan yörede bulunan çeşitli kap örneklerinin benzerlerinin Bakla Tepe’de de bulunması Bakla Tepe’nin Anadolu ve Ege kültürleri arası geçiş bölgesi olması özelliğini yansıtmakta. Yine Bakla Tepe’de bulunan volkan camı (obsidyen) ile araç gereç de muhtemelen Ege Denizi’nin ortasındaki Milos adasındaki volkandan getirilmekte idi. Bu aynı zamanda obsidyenin burada işlendiğini gösteriyor. Aynı zamanda antik dönemin ticaret ağları hakkında bize bilgi veriyor.

Mezar odaları, barındırdığı inançları, ekonomisi, kültürü ile Bakla Tepe hakkında çok daha fazlasını söylemek mümkün ama sanırım önce bir defa da çıplak gözle görmek gerek.

Henüz yeni yeni keşfedilen Bakla Tepe Antik Dönem meraklılarını bekliyor.

Üstelik bu bölgenin otelimize yakın olduğunu biliyor muydunuz?

Hava yolu her ne kadar kadar kara yolu ya da trenden hızlı olsa da uçakla uzun yolculukların da kendine has zorlukları vardır. Uzun uçuşların zorluklarından kurtulmanın da püf noktaları yok değil. Sizlerin uzun uçuşlarını konforlu hale getirecek çeşitli püf noktalarını derledik.

 

Öncelikle yediklerinize dikkat edin. Uzun uçuşların yarattığı en büyük sorun bildiğiniz gibi jet-lag. Yapılan araştırmalara göre vücudun zaman dilimleri arasında geçişini kolaylaştırmak için insülin seviyenizi yüksek tutmanız gerekiyor. Makarna, yulaf, tam buğday ekmeği gibi gıdaları uzun seyahatiniz öncesinde tüketmeyi unutmayın. Karbonhidratlı yiyecekler uyku ve yeme düzeninizi değiştirmenizi kolaylaştırır.

Uzun seyahatlerin bir diğer vazgeçilmezi ise atıştırmalıklar. Binlerce metre yükseklikte karnınız acıktığında yemek servisini beklemek istemezsiniz. Özellikle protein yoğunluklu atıştırmalıkları tercih edin. Badem, fındık, peynir, yoğurt hatta protein barlar tercih edilebilir.

Öte yandan uçaklarda midenizi tıka basa da doldurmayın. Araştırmalara göre uçaklarda sindirim yeryüzündekinden daha zor. İsterseniz uçuşunuzu atıştırmalıklarla geçirebileceğiniz gibi sindirimi zaten zor olan soğuk yemeklerdense kolay olan sıcak yemekleri tercih edebilirsiniz.

Havadayken asla susuz kalmayın. Hatta uzun uçuşlarda kendi normalinizden daha fazla su tüketmeniz daha sağlıklıdır. Susuzluk hissi yaratabileceği için uçuşlarınızda kafeinden de uzak durun. Kahve yerine tercih edeceğiniz yeşil çay sizin jet-lag ile başa çıkmanızı da kolaylaştıracaktır.

Uzun uçuşlarda alkol tüketiminizi de asgaride tutarsanız doğru yaparsınız. Özellikle hali hazırda yaşadığınız dehidrasyon alkol ile artar. Aynı zamanda kimi bünyeleri 2-3 saatliğine geçici olarak fazladan uyarıp değerli uykularından götürebilir.

Uzun yolculuklarda özellikle rahat, bol kıyafetler tercih edin. Her ne kadar tarzınızdan ödün vermek istemeseniz de yolculuğun saatlerce süreceğini akılda tutun.

Boyun yastığınız vazgeçilmeziniz olsun. Göz bandı, kulak tıkacı da kullanabilirsiniz.

Uzun yolculuklarda koltuk seçerken özellikle türbülanstan olabildiğince korunmak için kanada yakın koltukları tercih etmeye çalışın.

10 saati bulabilecek uçuşunuzda saat başı 3-4 dakika kadar ezersiz yapmayı ihmal etmeyin. Özellikle eklemlerinizin tamamını çalıştırıp germelisiniz.

Kendi eğlencenizi kendiniz yanınızda getirmeyi ihmal etmeyin. Kitabınızı, derginizi yanınızda taşıyın. Yolculuk öncesi telefonunuzun, tamamen şarj olduğundan da emin olun. Hatta ekstra power-pack’iniz de yanınızda olsa iyi olur.

İyi yolculuklar!